Home Genel Okul Aile Birliklerini Ne Yapmalı?

Okul Aile Birliklerini Ne Yapmalı?

0 1287

MEB’de, 652 sayılı KHK çıkarıldıktan sonra kararnameye paralel mevzuat değişikliği çalışmaları bütün hızıyla devam ediyor. Her gün basında “şu olacak, bu olacak” şeklinde yazılar yer alıyor. Bunların bir kısmı asparagas olsa da bir kısmı kamuoyunun nabzını ölçmeye yönelik ve doğru. Ancak yapılmak istenen bazı şeylerin de çok gürültü koparacağı şimdiden anlaşılıyor.

Bize göre el atılması gereken konulardan biri de Okul Aile Birlikleri. Bilindiği gibi 31.5.2005 tarih 25831 sayılı Okul Aile Birliği Yönetmeliği çıkarılarak 18.5.1983 tarih ve 18051 sayılı eski yönetmelik iptal edilmiştir. 2005 öncesinde okullarda üçlü bir yapı söz konusuydu: Okul yönetimi, Okul Aile Birliği ve Okul Koruma Derneği. Yeni yönetmelikle birlikte Okul Koruma Dernekleri kapatılırken, okul yönetimi ile veliler, birlik yönetimi altında birleştirildi. Böylece ömür boyu okullara çöreklenmiş kişiler de bertaraf edilmiş oldu. Ancak gerek Yönetmeliğin kapsamı, gerekse bazı hükümlerin savsaklanması sıkıntılara neden oldu.

Bizde mevzuat çalışmaları genelde uygulama boyutu dikkate alınmadan yapılıyor. İnanılmaz derecede detaylara giriliyor, konunun özü, anlamı detaylar arasında kayboluyor. Okul yöneticileriyle ilgili oluşturulan önyargıların etkisiyle olacak ki okul yönetimi, yönetmelikte figüran rolüne sokulmuştur. Zira birliğin dört üyesi velilerden üç üyesi de yönetici ve öğretmenlerden oluşmaktadır. Ömrünü eğitime vermiş kişiler, eğitim işinden anlamayan kişilerin adeta emrine verilmiştir. Ayrıca karar alınırken “oyların eşit olması halinde başkanın tarafı çoğunluk sayılır” hükmü getirilerek okul müdürü pasifize edilmiştir. Sırf bu hüküm yüzünden çıkan huzursuzluklar saymakla bitmez.

Türkiye’de belli kesimler mercek altına alındığından, kapsam dışında kalanlara genelde projeksiyon tutulmamaktadır. Hep okul yöneticileriyle ilgili yalan-yanlış, ileri-geri konuşuluyor. İsterseniz Aile Birliğinin Yönetim Kurulunun veli tarafına bakalım. Elbette işini çok iyi yapan, tek gayesi okula faydalı olmak olan kişiler çoğunlukta. Ancak bu yanında çok değişik karakterler de boy göstermiyor değil: Etiketini etiket katmak isteyen tanınma tutkunları, tüccarlar, yakınlarına menfaat sağlamaya çalışan aracılar, işin acemisi olup da çok şey bildiğini sananlar, “ben başkanım” deyip amirlik taslayanlar, kaprisliler, kendine meşgale arayanlar, her işe burnunu sokanlar, öğrenciye terapi uygulayanlar, herkesi sahtekar zannedenler, kılı kırk yarayım derken bir toplu iğne bile almayı beceremeyenler, ideolojik saplantısı olanlar, hakkını ve haddini bilmeyenler, kafalarına göre okul yönetiminden habersiz toplantı yapanlar, kendisiyle ve çevresiyle barışık olmayanlar…Görüldüğü gibi her çeşit insan. Maalesef okullarımız bir de bu tür kişilerle uğraşıyor. Aile Birliği Yönetmeliği bunları yetkilendiriyor, ama sıkıntı olması durumunda “biz müdürü tanırız, müdür paçayı kaptırmayacak” deniliyor. Allah aşkına herkes Okul Aile Birliği yönetmeliğini bir kere, yönetmeliğin 5. ve 6. maddelerini iki kere okusun. Bu kadar geniş yetki okul yönetimlerinde bile yokken, bir velinin başkanlığında oluşturulan Okul Aile Birliğinde nasıl oluyor? Bir tarafı hizaya sokalım derken ne denli bir hata yaptığımızın farkında mıyız acaba?

Yönetmelik veliyi net bir şekilde tanımlarken, okulda çocuğu olmayanların Aile Birliği Başkanı olduğu okulların hala var olması neme nem bir şeydir? Sınava dayalı atamalar ve rotasyon böyle bir sıkıntıyı gün yüzüne çıkarmıştır. Bu korsan kişileri, Aile Birliğinden uzaklaştırana kadar okul yöneticilerinin alnının damarı çatlıyor. 

Hayırseverlerin yaptığı okulların bir kısmında ayrı bir dram yaşanıyor. Hayırsever ille de okulun müdürünü ben seçeceğim diye tutturuyor. Bu da yetmiyor, şirketten okulun başına Genel Müdür (!) atamaya kalkışıyor. Okul, özel okul gibi kullanılmak isteniyor. Servis, kantin konusunda talepler dile getiriliyor. Okul müdürleri, müdür olduklarına adeta pişman ediliyor.

Okul yöneticileri el atmasa, Aile Birliğinin veli kanadı bir kuruş para toplayamaz. Her durumda sıkıntının ağır tarafını okul yönetimi üstlenmekte. Hal böyle iken yetkinin veli kanadında olması, bilir bilmez her işe karışma çabaları okul yönetimlerini çileden çıkarmaktadır.

Bağış genelgesi ve akabinde başlatılan soruşturmalar bir kez daha düşünmek için fırsat oluşturuyor. Sayın bakan, bir planı olmasa bağış konusunda bu kadar kararlı olmazdı diye düşünesi geliyor insanın. İnşallah yanılmayız. Eğer bundan böyle okulların tüm giderlerini devlet karşılayacaksa Aile Birliğini bu haliyle sürdürmenin bir esprisi yoktur. Gelin krizi fırsata dönüştürelim ve para pul işini okullardan tamamen kaldıralım. Devlet, bedava kitabı yalnızca ihtiyaç sahibi öğrencilere verirse okullar için ciddi bir kaynak bulunmuş olur. Eğer istatistikler bilimsel yalandan ibaret değilse, Türkiye’de kişi başına düşen milli gelir yıllık on bin dolardır. Bu seviyeye ulaşmış bir ülke, eğitim için kaynak sıkıntısı yaşamasa gerektir. Her okulun ihtiyacı kadar gönderilecek olan ödeneğin harcanması için tıpkı kantin kiralama komisyonu gibi ilde/ilçede komisyonlar kurulabilir. Tüm alım-satımlar, sözleşmeler bu komisyon aracılığıyla yapılabilir. Senede bir-iki defa ihaleye çıkılırsa yeterli olur. Böylece okul yöneticileri de ay sonlarında kara kara düşünmekten kurtulur ve enerjilerini eğitim-öğretime harcarlar. Okullar arasında oluşan farklı koşul ve imkanların da önüne geçilmiş olur. Okul yöneticileri için de temsil gideri adı altında bir ödeme yapılarak akçeli işlerin önüne geçilebilir. Bütün bunlara rağmen hala şaibeli durumlar oluşturmaya kalkışanların üstüne kararlılıkla gidilirse, okullar kendilerinden beklenen işlevi yerine getirmeye başlarlar.

Yok eğer bir bardak suda koparılan fırtına, her yıl “tavşana kaç, tazıya tut” kabilinden anlaşılan bir genelgeye uymamaktan çıkıyorsa vay halimize. Yani okul müdürleri, ceza alıp üstüne üstlük kayıt dönemleri dışında parasal işlerle boğuşacaksa birileri fena halde kredisini tüketmiş olur. Bunca yüksek ideali gerçekleştirme yolunda yalnız kalır, yalnız kalansa başarısızlığa mahkum olur. Büyük idealler için başlangıç noktası ceza değil, ödüldür. Eğer mesele para yüzünden çıkmışsa, önce çıkar yukarıda sayılan bütün parasal işleri ortadan kaldırırsınız, ideallerinize ortak ettiğiniz insanlara hak ettiği maddi-manevi ödüllendirmeyi yaparsınız; sonra da hedeflerinize adım adım yürürsünüz.

Sayın Bakana çağrıda bulunuyoruz: Ceza vererek bütün yöneticileri küstürmüş olursunuz. Esasen okul müdürleri yanlış yapmış değildir, yine de bazen geri adım atmak ve affedici olmak da devletin şanındandır. Yukarıda anlatılanlar doğrultusunda okullarımızdan tüm parasal işlerin kaldırılması taraftarıyız. Olamıyorsa Okul Aile Birliği Yönetmeliğindeki aksaklıkları düzeltmek de; cezadan değil, aftan ve ödüllendirmeden yana olmak da samimi bir adımdır. Bu çağrıdan, yanlış yapanların yanında olduğumuz gibi bir şey kesinlikle anlaşılmamalıdır.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

Halil İbrahim Kolancı
Eğitim-Bir-Sen
İstanbul 3 No’lu Şube Basın-Yayın Sekreteri

Kaynak: Eğitim Haberleri

Bir önceki haberimiz olan 2011-Üniversitelerdeki ��dari Personel İçin Görevde Yükselme Sınavı (2011-ÜGYS): Sınava Giriş Belgelerinin Edinilmesi (07.10.2011) başlıklı haberi de okumanızı öneririz.

Gelen Aramalar: okul aile birliği neler yapabilir,okul aile birliği neler yapar,okul aile birliği neler yapmalı,ailemle birlikte ne yapabilirim,okul aile birliği ne iş yapar,okul aile birliği okulda neler yapar,okul aile birliğinin aksaklıkları

NO COMMENTS

Leave a Reply